Marta de la Rica’nın Madrid’deki evi, şehir içi mimarinin dayattığı sınırların nasıl yaratıcı bir avantaja dönüştürülebileceğini gösteren nadir örneklerden biri. İki bina arasındaki ince uzun parselde yükselen yapı, ilk bakışta sıra dışı gelebilir. Ancak içeri adım attığınız anda bu sıra dışılığın, ne kadar kişisel ve düşünülmüş bir bütünün parçası olduğunu hissediyorsunuz.
Her kat, bir diğerini tamamlayan bir akışla kurgulanmış. Yukarıya doğru büyüyen bu mimari, sadece fonksiyonel değil; aynı zamanda duygusal bir yolculuk sunuyor. Işık, boşluk ve geçişler ustalıkla kullanılarak dar alan hissi tamamen yok edilmiş.

Katlar arasında akan bir hikâye
Bu evde dikeylik bir zorunluluk değil, bir anlatı biçimi. Mekânlar, merdivenlerle birbirine bağlanmak yerine, adeta birbirine akıyor. Işık, açık hacimler ve malzeme geçişleriyle desteklenen bu akışkanlık, evin ruhunu belirliyor. Marta’nın ofisindeki mükemmeliyetçilik burada bir adım geri çekilmiş; onun yerine ailenin günlük yaşamına uyumlanan sıcak, esnek bir estetik öne çıkıyor.

Renklerin ve dokuların sezgisel birlikteliği
Evin en güçlü yönlerinden biri, renk paletinin taşıdığı duygusal derinlik. Güneşte solmuş gibi duran sarılar, pişmiş toprak tonları ve yumuşak yeşiller, her odada farklı bir hissiyat yaratıyor. Bu tonlar, dokunsal yüzeylerle tamamlanıyor; zanaatkâr işçiliğiyle üretilmiş sıvalar, taşlar ve kumaşlar evin ruhuna katkı sunuyor. Modernizmin katı ve mesafeli havası burada kendine hiç yer bulamıyor.

Objelerin taşıdığı zaman katmanları
Evin dekorasyonu, rastlantısal olmaktan çok uzak. Her nesne, Marta'nın kişisel hafızasında bir yere sahip. Çocukken Fransa’da görüp yıllar sonra Nice’te karşılaştığı bir duvar halısı, eski bir pazardan alınmış seramik bir kase ya da aile yadigârı bir masa… Bu objeler evin estetiğini belirlemekle kalmıyor; aynı zamanda geçmişle bugün arasında bir köprü kuruyor. Bu yaklaşım, dekorasyonu bir yerleştirme sanatına değil, yaşayan bir hikâyeye dönüştürüyor.

Dar alanda büyük düşler
Madrid’in göbeğinde, neredeyse nefes alamayacak kadar sıkışık bir arsanın ortasında yükselen bu ev, alanın değil, vizyonun belirleyici olduğunu kanıtlıyor. Marta de la Rica’nın bu yapıda başardığı şey; sadece bir evi dekore etmek değil, onu bir yaşam biçimiyle örtüştürmek. Sıradanın içindeki sıra dışılığı gören, küçük detaylarda büyük duygular yaratan bir estetik anlayış bu.

Daha fazla oku

Giorgio Armani ve Poldo Dog Couture koleksiyonu, evcil hayvan stilini lükse taşıyarak estetikle kurulan bağın yeni bir dilini yazıyor.

Supreme ile Number (N)ine’in Fall 2025 kapsül koleksiyonu, Schott® Perfecto merkezli parçalarla Tokyo ve New York stil kodlarını zamansız bir anlatıyla bir araya getiriyor.





Yorum yazın
Bu site hCaptcha ile korunuyor. Ayrıca bu site için hCaptcha Gizlilik Politikası ve Hizmet Şartları geçerlidir.